Browsing Category

Yasamaya Müdahale

Yasamaya Müdahale,

Türkiye’de Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlerin İnsan Hakları Etkilerine ilişkin Memorandum

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks, 27-29 Eylül 2016 tarihleri arasında Ankara’ya gerçekleştirdiği ziyaretin ardından hazırladığı Memorandum’u 7 Ekim 2016 tarihinde kendi sitesinde yayınladı. Türkiye’de ilan edilen Olağanüstü Hal uygulamasının bir an önce kaldırılmasını tavsiye eden Komiser’in değerlendirmelerinin yer aldığı ve İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP) tarafından tercümesi yapılan Memorandum’u için tıklayınız.

Yasamaya Müdahale,

Kadın Koalisyonu’nun 
“Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”na ilişkin değerlendirmesi

Hükümet tarafından 24.11.2014 tarihinde 43 maddelik “Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na gönderilmiştir. Kamuoyunda “İç Güvenlik Yasa Tasarısı” olarak bilinen bu tasarı, insan hakları ve hukuki güvenlik bakımından çok büyük tehlikeler içeren hükümlerle doludur. Mevcut uygulamadan hareketle tasarının, hak ve özgürlüklerimiz açısından ne tür ihlalleri içerdiği ve nelere yol açabileceği aşağıda değerlendirilmiştir. POLİSE KEYFİ “ARAMA” YETKİSİ TANINIYOR. Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununun (PVSK) 4. Maddesinde yapılması planlanan son değişiklik(1) , 2007 yılında yapılan değişiklikle birlikte “Arama” ve “yakalamaya” dair Anayasa ve Ceza Muhakemeleri Kanununda (CMK) yer alan tüm güvenceleri ortadan kaldırmış olacaktır. Üzerinde değişiklik yapılan PVSK’nın 4. Maddesi, CMK’nın yürürlüğe girmesinin üzerinden iki yıl geçmeden Haziran 2007 tarihinde değiştirilen hükümlerden biridir. Bu yasal değişiklik ile CMK’da yakalama ve tutuklama konusunda getirilen sınırlamaları anlamsız kılacak biçimde, polise, “tecrübesi ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenim” ölçütü ile sınırlı olarak kişi ve araçları “Durdurma yetkisi” verilmiştir. “Durdurma”, ceza yargılama sisteminde daha önce bulunmayan ve özgürlüğün sadece yasaya uygun tutuklama ve yakalama kararlarıyla sınırlanabileceğini belirten Anayasayı, polis aracılığıyla aşmanın bir aracı olarak 2007 yılında getirilen yeni bir yetkiydi. Bir ceza muhakemesi tedbiri değil, önleyici bir kolluk tedbiri olan “durdurma”nın, doğal olarak aramayı da kapsayacağı, bu biçimde yapılan aramanın ise Ceza Muhakemesi Kanununda getirilen her türlü güvenceyi ortadan kaldıracağı eleştirileri pratikte doğrulandı. Gözüne kestirdiğini durduran polis, buna ek olarak arama da yapmak istedi. Şimdi bu hukuksuz durum yasal kılıfa büründürülüyor. Amirin sözlü emriyle polisin arama yapabilmesi, “Usulüne göre verilmiş

Yasamaya Müdahale,

İç Güvenlik Yasa Tasarısı ile Güvenliğimiz Büyük Tehdit Altında!

Tüm totaliter rejimlerin hedefi, tek lider, tek parti, tek ideolojiye dayanarak her türlü farklılığı baskı altına almak, “kendi ideolojik cennetini” yurttaşların ise neredeyse cehennemini yaratmaktır. Bu hedef doğrultusunda ise, her eleştiri ve itiraz fiziksel/psikolojik baskı yöntemleriyle bastırılır, hukuk dışı diye nitelendirdiğimiz her türlü kolluk faaliyeti, yasal düzenleme kılıfı ile sunulur. Hâlihazırda yapılmak istenen yasal değişiklikler, Türkiye’nin de totaliter bir sisteme doğru hızla gerilemekte olduğunu gösteriyor. Hükümet tarafından TBMM’ye getirilen İç Güvenlik Yasa tasarısı da bunun en büyük adımlarından biridir. İç güvenlikten biz kadınların anladığı, hak ve özgürlüklerin kullanılabildiği, sınırlandırılmadığı ve hukuki güvenceye kavuşturulduğu özgür ve demokratik bir ortamda yaşamak, eşit olmak, kadın olmaktan dolayı bu güvenlikten yoksun bırakılmamak ve güvencesiz kalmamaktır. Bunun için yapılması gereken ise bu yasa tasarısında önerilenlerin tam tersi, Türkiye’de kadınların her gün evlerinde, sokakta öldürülmesinin önüne geçecek, çocukların ölmesini engelleyecek, cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği farklı olanların uğradıkları, başta yaşam hakkı olmak üzere tüm hak ihlallerini ortadan kaldıracak, ayrımcılıktan arındırılmış, katılımcı, demokratik bir düzende sağlanması gereken özgürlükleri güçlendirecek tedbirleri almaktır. Bu tasarı ise, asli işi özgürlükleri ve insan haklarını korumak ve geliştirmek olan devletin, insan hakları sözleşmeleri ve Anayasada belirlenen temel hakları gasp etmesini meşrulaştırıyor. Bu yasa tasarısı ile: Polisin ve idarenin, her an, yaşamın her alanına kontrolsüz biçimde nüfuz etme yetkisiyle donatıldığı yeni bir aşamaya geçiliyor. Yargı yetkisi idare ve kolluğa devredilerek, arama yapma ve keyfi biçimde kayıt dışı alıkoyma yetkisi meşrulaştırılıyor, şiddet, işkence ve kötü muameleye karşı bireyler korumasız ve güvencesiz hale getiriliyor. İdarenin ve polisin haksız ve hukuk dışı uygulamalarının yargısal denetimi ortadan

Yasamaya Müdahale,

Hükümet, güvenlik reformu kanun tasarısını Meclise sundu. Kime sordu?

KADIN KOALİSYONU SORUYOR: HÜKÜMETİN MECLİSE SUNDUĞU GÜVENLİK YASA TASARISI KİMİN GÜVENLİĞİNİ SAĞLIYOR! Hükümet, güvenlik reformu kanun tasarısını Meclise sundu. Kime sordu? Yeni bir torba yasa daha geliyor. Torbanın neyi içerdiğini, nasıl oluştuğunu ancak Meclis’e geldiğinde ve medyaya yansıdığında öğrenebiliyoruz. Yapılan düzenlemeleri ise yaşamaya zorlanıyoruz. Kimseye sorulmadan, danışılmadan oluşturulan Yargı Paketi TBMM’den geçti. Bu paket, içerdikleriyle kişi hak ve özgürlüklerinin ihlalinin yasal gerekçelerini oluşturmuştur. Demokratik kanun yapma usullerine tamamen aykırı bir yöntemle, kamuoyunun tartışmasına, sivil örgütlerin, uzman kuruluşların görüşlerine başvurulmaksızın bir tasarı hazırlanmıştır. İçişleri Bakanlığı tarafından tepemize indirilmiştir. Güvenlik Reformu olarak sunulan Tasarıyı, bireylerin özgürlük ve güvenlik hakkı bakımından reform olarak nitelendirmek mümkün değildir. Aksine, ülkeyi baskıcı bir rejime, alacakaranlık kuşağına taşımaktadır. Bu bir güvenlik değil, güvencesizlik yasa tasarısıdır. Yurttaşların özgürlük ve güvenlik haklarını geriye götüren düzenlemeler içermektedir. Örneğin; Hakim ve savcılık kararı aranmaksızın polis ve jandarmaya ‘izinsiz’ arama izni getirilerek bireyin can, mal, beden güvenliği kolluk kuvvetlerinden kişilerin inisiyatifine bırakılmaktadır. Kolluk kuvvetlerinin kendilerine sağlanan gücü kişi hak ve özgürlüklerinden yana kullanacağının garantisi olmadığı gibi, tasarı da bu garantiyi sağlamamaktadır. Tasarı, insanın güvenliğini devletin güvenliğine feda etme tehlikesi taşımaktadır. Hükümet kendine bir tür koruma kalkanı oluşturmaya çalışırken insanların güvenliğini hiçe saymaktadır. Bu yasa tasarısı acilen geri çekilmeli ve kadın örgütlerinin, diğer sivil örgütlerin, bu alanda çalışan kişi ve kuruluşların sesini, sözünü içerecek bir yasa yapım süreci esas alınmalıdır. Kadın Koalisyonu bilgi@kadinkoalisyonu.org

Yasamaya Müdahale,

Yardım Toplama Kanunu Tasarısı Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Tamamen Göz Ardı Etmektedir

YARDIM TOPLAMA KANUNU TASARI TASLAĞI’NA İLİŞKİN KADIN KOALİSYONU’nun GÖRÜŞLERİ Bu görüşler, 19 Nisan 2013’te görüşe açılan Yardım Toplama Kanunu Tasarısı taslağı üzerinden değil, daha sonra 20 Mayıs 2013 tarihinde dernekler dairesinin internet sitesinde yayınladığı görüşe açılan ilk Tasarı Taslağından daha geniş olarak düzenlenen ancak bu değişikliklerin nasıl yapıldığı konusunda bilgi aktarılmayan Tasarı üzerine verilmiştir.) İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA Sayın Yetkili, İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı’nın 19 Nisan 2013’te internet sitesinden ilk versiyonunu görüşe açtığı ve daha sonra 20 Mayıs tarihinde ikinci versiyonunu yayınladığı ancak ilgili sivil toplum örgütlerine yaygın bir şekilde iletilmeden ve danışılmadan hazırlanan Yardım Toplama Kanunu Tasarısı toplumsal cinsiyet eşitliğini tamamen göz ardı etmektedir. Bu yaklaşım kadın haklarına ilişkin hem ulusal hem de uluslararası mevzuatı ihlal etmesi nedeniyle son derece kaygı vericidir. Ulusal ve Uluslararası Mevzuat ile Çelişkiler Taslak, Anayasa’nın eşitliği düzenleyen 10. maddesinin yanı sıra, Türkiye’nin taraf olduğu kadın ve insan hakları ile ilgili uluslararası sözleşmelerin iç hukuktaki düzenlemelerden üstün olduğuna ilişkin Anayasa’nın 90. maddesine ve Türkiye’nin 1985 yılında imzalayarak 1986 yılında taraf olduğu Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’ne (CEDAW ) aykırıdır. CEDAW’ın, özellikle devletlere,  kadınların eşit haklardan yararlanması ve ayrımcılığa uğramamasının sağlanması yükümlülüğünü getiren 2. Maddesiyle ve bu maddeye dayandırılarak çıkarılan ‘Kadınlara Karşı Her Türden Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin 2. Maddesi Uyarınca Taraf Devletlerin En Temel Yükümlülüklerine İlişkin 28 No.lu Genel Tavsiye Kararı’ başlıklı metnin içeriği ve özellikle 9. Maddesinde yer alan ‘devletlerin, kadınların medeni, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarından yararlanmalarını doğrudan veya dolaylı olarak engelleyecek her türlü yasa, politika yönetmelik, program,  idari prosedür ve kurumsal yapı oluşturmaktan kaçınması zorunluluğu’ ile tümüyle çelişmektedir.

Yasamaya Müdahale,

Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun

20 Mart 2012 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un amacı şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Kanun metnine erişmek için tıklayınız. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/03/20120320-16.htm